15 Eylül 2016 Perşembe

KİTAP PUANLAMA

Merhaba. Uzun bir süre sonra yine buradayım. Bu konuya değinmeyeceğim, belki başka yazıda bahsederim. Okuduğum kitaplar hakkında puan sistemi yapmaya karar verdim. 'Keşke IMDb gibi kitaplar için de bir platform olsa da orada da okuduğumuz kitapları işaretleyip puanlayabilsek' diye düşündüm. Sonra da kendi okuduğum kitaplara puan vermeye karar verdim, tabi son dönemde okuduklarıma. Puanlarımı 10 üzerinden verdim.

1) MENEKŞE KOKULU HİKAYELER: 6 Puan
Bu kitabı öylesine okudum aslında. İçinde kısa kısa hikayeler vardı. Üstelik hikayelerin çoğu, facebook falan yokken birbirimize maillerle yolladığımız powerpoint sunusu şeklindeki hikayelerdendi. Yani çoğu bilindikti. Sonlara doğru biraz daha değişik hikayeler vardı. Bir de sayfaları gerçekten menekşe kokuluydu. Bir de kahve kokulusunu çıkarmışlar. 

2) MEZOPOTAMYA'DA CİNAYET-AGATHA CHRISTIE: 8 Puan


Klasik bir Agatha Christie kitabı. Başrolde Hercule Poriot var.


3) JACK CHRISTIE SUİKAST GÜNÜ- JOHNNY O'BRIEN: 6 Puan




Bu kitap kütüphanede dikkatimi çekti. Yazar "I. Dünya Savaşı'na neden olan suikast olmasaydı, savaş çıkmasaydı nasıl olurdu" gibi bir şeyden yola çıkmış. Ama kitapta bir şey olduğu falan yok. Bu durum sorgulanıp duruyor, sonra geçmişe gidiliyor fakat suikast engellenemiyor. Bir şey de değişmiyor.   Bir de kitap çok ağır gibi gözükmesine rağmen daha çok lise gençliğine hitap ediyor, çok fazla da aksiyon yok. Bir de bu kitap seri halindeymiş. Bu da serinin ilk kitabı galiba. 

4) SİCİLYA TATULASI: 7 Puan



Bu kitap kütüphaneye yeni gelenler arasındaydı. İlk ben okudum. İnsanların kişilik özelliklerinin vücut sıvılarıyla ilişkisinden bahsetmesi ilgimi çekti. Aksiyonlu gibi gözüküyor ama çok hareket yoktu. Sonlara doğru biraz hareketlenir gibi oldu. 

5) BAYKUŞLAR GECELEYİN ÖTER: 4 Puan


 
Bu kitabı okumadım aslında. Sadece ilk kısmını okudum, sonra sıktı. Ama değişik bir kitap olduğundan kitaptan biraz bahsetmek istiyorum. Kitapta anlaşılması zor teknik kelimeler, yöresel deyimler falan vardı. Argo da vardı; ikinci kısımda argolu, küfürlü dil artınca dayanamadım. İşn enterasan tarafı, kitabın içinde kitap yazıyorlar ve aslında yazdıkları kitap da bu. İlk kısımdan sonra yazar kendi hatalarından bahsediyor. Benim de değindiğim teknik kelimeler kullanılması falan. Yazar kendi kendini eleştiriyor ve ikinci kısımda üçüncü tekil kişi ağzıyla yazacağını söylüyor. Gerçekten de öyle oluyor; birinci tekil şahıstan üçüncü tekil şahısla anlatmaya geçiyor. Yinelemeler de çok fazlaydı, bu durumdan kendi de bahsetmiş. Öyle heyecanlı, merak uyandıracak bir kitap da değildi. Kitap çok monoton ilerliyordu, yazar bunda da kendini eleştirmiş. "İkinci kısımda biraz daha aksiyon olmalı" falan diyordu. Hiç böyle kendi kendini eleştiren bir kitap görmemiştim. O açıdan değişik. Benim gibi argolara takılmayan biriyseniz okuyabilirsiniz aslında. Ben sevmiyorum öyle şeyler. Birkaç tane neyse de çoğalınca bırakıyorum. 

Şimdilik bu kadar. Elimde daha kitaplar var. Onları yazarım okuyunca. Hoşçakalın. 

 



27 Nisan 2016 Çarşamba

YENİ FAVORİM: MACADAMİA

Merhaba. Ne zamandır kullandığım muhteşem kokulu macadamialı ürünlere yeni bir ürün ekleyerek seri oluşturdum ve burada bahsetmeye karar verdim. Bu seride bir tek yüz kremi eksik. 


Evet, ilki Eyüp Sabri Tuncer'in el ve vücut losyonu. Bunu alalı bayağı oldu, neredeyse bitmek üzere. Bunu Gratis'ten 6,95'e almıştım. Sıkmalı olduğu için kullanımı kolay. Hemen emiliyor ve cildi yumuşacık yapıyor. Diğer macadamialı ürünler gibi pembemsi bir rengi var. Ambalajları da o renk zaten. Kremin renginde yani.
Bir diğeri dudak balmı. Yeni aldım ve henüz denemedim. Ama iyi olduğunu düşünüyorum. Bunu Rossmann'den 4,99'a aldım. "Sınırlı sayıda" diyerek satışa sunulmuş. Benim gibi macadamia kokusuna bayılanlardansanız kaçırmayın, derim. Zaten gördüğüm macadamialı tek dudak balmı.
Ve sondaki ürün, Oriflame'den aldığım el kremi. Onun fiyatı da indirimde 6,5'tu. Nemlendirmesi falan güzel ama ambalajını beğenmedim. Kapağının açılması zor. Ayrıca krem tüpün ucuna akıp kuruyor.
Macadamianın besleyici ve nemlendirici özellikleri var. Kokusu da kahve kokusu gibi, biraz da tarçınımsı. Böyle kokuları seviyorsanız tavsiye ederim. Hoşçakalın.



6 Şubat 2016 Cumartesi

"HAYAL"- AYŞE KULİN


Geçtiğimiz hafta sonu açık öğretim finallerinden sonra kendimi kütüphaneye attım. Kafamı dağıtmaya ihtiyacım vardı. Sınavlardan birkaç gün önce çok canımı sıkan bir şey olmuştu ve bu yüzden sınavlara da doğru düzgün çalışamamıştım. Kafamı dağıtabilecek tek şey, kitaplardı, sürükleyici ve beni benden alıp uzaklara götürecek bir kitap. Yarım saat kadar kütüphanede dolaştıktan sonra Ayşe Kulin’in  kitaplarına rast geldim. O’nun kitaplarıyla ilgili endişelerim vardı. (Nedenini aşağıda yazacağım.)  Yıllar önce (2002-2005 arası olmalı) “Füreya” isimli kitabını okumuştum, o kadar. Raflarda bir kitap dikkatimi çekti: Hayal.  “Hayal” kelimesini çok seviyorum. Bu yüzden bu adı taşıyan kitabın da kötü olamayacağını düşündüm. Arka kapağında ya “yazarlık serüveninden”  falan bahsedince bir hevesle aldım kitabı. İyi ki de almışım.

Ayşe Kulin bu kitabında yazar olmak için ne kadar uğraştığından, yıllarca yayıncı aradığından bahsetmiş. Kitaplarını yazarken yaşadıklarından da bahsetmiş. Yazım aşamalarından bahsettiği kitapları da merak edip okumak istiyorsunuz. Ben en çok "Adı:Aylin"i merak ettim. Kütüphanede bulursam alacağım.
Kitabın sonlarına doğru çok sık değinilen, benim de O’nun kitaplarına mesafeli davranışımın sebebi olan bir konu vardı: “Çok satan kitaplar iyi değildir”. Niyeyse çocukluğumuzdan beri okulda bize sıkça dayatılan bir şeydi bu. Bize böyle öğretilmişti okullarda. Ben bu yüzden çok satan kitaplara hep ön yargılı davrandım. Bu ön yargıyı üniversite zamanımda biraz kırmış olsam da hala kalıntıları vardı. O zamanlar “Olasılıksız” kitabı çok popülerdi, herkesin elinde görmek mümkündü. Ben “bu kadar popüler kitap iyi olamaz” diye düşündüm. Herkes kitap hakkında konuşurken iyice meraklandım, sonunda ben de okudum. Gayet akıcı, değişik bir kitaptı. Demek ki bu yargı doğru değildi ama bilinçaltımıza öyle bir yerleştirilmişti ki kırılması zordu.
Kitaplarla ilgili bir diğer ön yargımda Orhan Pamuk’la ilgili. İlkokulda bir öğretmenimiz hatırlayamadığım bir sebeple “sakın O’nun kitaplarını okumayın” demişti. Hiç okumadım hala da “Orhan Pamuk” ismini her duyduğumda, bir yerde denk geldiğimde ürperirim, bir tuhaf olurum.
Bu kitabın bendeki en önemli etkisi, kitap yazmaya karar vermek oldu. Aslında bu, ne zamandır istediğim bir şeydi hatta hikayelerin çoğu hazırdı, bir yazıya dökmesi kalmıştı. Burcumun balık olması, balığın her şeyden çabuk sıkılan bir kişiliği olmasından mı yoksa sırf bana özgü bir şey mi bilmem, bir fikirde sabit kalamıyorum. Sürekli fikir değiştirip vazgeçiyorum. Bu sebeple kafamdakileri yazıya geçirmek mümkün olmuyordu. Ama bu son aklıma gelen hikaye müthiş bir hikaye. Bir an önce yazıya dökmek istiyorum ki fikrim değişmesin. Gerçi hikayenin geneliyle değil de ayrıntılarıyla ilgili değiştirmek istediğim şeyler oluyor. Bunu hiç düşünmemem ve bilgisayarın başına geçip yazıp bitirmem lazım.
Aslında Ayşe Kulin’in de kitaplarında değiştirmek istediği şeyler oluyormuş ama benimki kadar değildir. Tek bir kelimesini dahi değiştirmek istemediği tek kitapsa “Füreya”ymış.
Son olarak çok önemli bir şey söylemek istiyorum. Yazar olmak istiyorsanız gidip rastgele “hikaye nasıl yazılır”, “roman nasıl yazılır” gibi kitaplar almayın. Gerçekten iyi yazıldığına güvendiğiniz kitap varsa başka. Ama ben bir kere kütüphaneden öyle bir kitap aldım. 20-30 sayfa zar zor okudum, az kalsın kriz geçirecektim. Yazar öylesine kendini beğenmiş, öylesine ukala bir şeydi ki sinirimi bozdu. “Kitabınızı yazdığınızda bana teşekkür edeceksiniz”, “kitabınızda benden bahsedeceksiniz”, falan. Bunu da sürekli tekrar ediyordu.
Demem o ki, öyle kitaplar okuyana kadar alın bu kitabı okuyun, daha bir hevese geleceksiniz yazmak için. “Hayal”,  yazar olmak isteyen birçok insanın hayallerini gerçeğe çevirmesine yardımcı olacak bir kitap. Umarım benim gibi zevkle okursunuz. Hoşçakalın.