Yıllardır etraftan duymuşuzdur: Frankestein diye bir yaratık vardır ve çok korkunçtur. Azılı bir katil olarak bilmişizdir onu. Kurbanlarını kimbilir nasıl işkenceler ederek öldürmüştür. Birçok yerde de adı geçer. Peki gerçekte böyle olup olmadığını düşündünüz mü? Ben düşündüm ve gerçeği ilk kaynağından yani kitabından öğrenmeye karar verdim.
Kitabın yazarı bir kadın. Frankestein 'i rüyasında görmüş ve bunu kitap olarak yazmaya karar vermiş. Kitabın konusu yazıldığı 1817 yılına göre çok ileri düzeyde.Bir bilim adamı ölmüş insanların organlarından bir beden oluşturuyor ve ona hayat veriyor. Ama nasıl hayat verdiği tam olarak anlatılmıyor. Burası gizli tutulmuş. Ayrıca niye bir bedeni canlandırmamış da birçok bedenden parçalar toplayıp bir yaratık oluşturmuş, bilmiyorum.
Kitabın o zamana göre çok ileri düzeyde olması ve ölümsüzlüğün sırrının hala bulunamamış olması kitabın hala geçerliliğini korumasını sağlıyor. Öyle ki, birçok filmi çekilmiş ve birçok filme de konu olmuş ve bir yerlerde bir şekilde adı geçiyor. Bu yüzden çok popüler ama insanlar gerçek Frankestein'i belki de bilmiyorlar.
İlk başta Frankestein kendini, çevresini keşfetmeye çalışıyor. Ama farklı yapısı nedeniyle insanlar ondan korkuyorlar ve onu kovuyorlar.Sonra o da bedeninin normal insanlardan farklı olduğunu farkediyor ve gizleniyor. İnsanlardan saklanıyor. Sonrasında yaratıcına ulaşıp kendisini niye öyle yarattığını sormak istiyor. Ona ulaşmaya çalışırken kazayla yaratıcısının küçük kardeşini öldürüyor. Yaratıcısıyla karşı karşıya geldiklerinde kendisine bir eş yapmasını istiyor. O da çaresiz kabul ediyor çünkü o zaman çekip gideceklerine söz veriyor. Fakat bedeni yapmak üzereyken yanlış bir şey yaptığını düşünüyor ve onu parçalıyor. Bu sefer yaratık çok hiddetleniyor. Bunun üzerine yaratıcısının en iyi arkadaşını öldürüyor, sonra da karısını öldürüyor. Öldürdükleri kişiler bu kadar. O da yaratıcısına olan nefretinden. Oysa biz duyduklarımızdan en az yüz kişiyi falan hunharca öldürdüğünü düşünüyorduk. Çünkü çok abartılmış. Aslında onun ihtiyacı olan tek şey sevgi. Sevgi görmek. Ama bedeninden dolayı bu sevgiyi göremiyor onun yerine nefretle karşılanıyor. Bu yüzden de içindeki sevgi duygusu yerini nefrete ve de yaratıcısına nefrete dönüşüyor. Bu yüzden onun en sevdiklerini öldürüyor. Onu da kendisi gibi tek başına bırakıyor.
Olaylar hem yaratıcının gözünden hem de yaratığın gözünden anlatılıyor. Daha iyi anlamak için bence kitabı okumalısınız. Filme uyarlanan kitaplarda birçok ayrıntı filme yansıtılamıyor. En iyisi kaynağından öğrenmek.